# 5

Önbakış: Seriye şöyle bir bakınca tek numaralı hikayelerin hepsinin kendi çaplarında deneysel ve tam oturmamış olduğu görülebiliyor. İlk hikayede "Hadi lan şöyle bir şey deneyelim!" diye yola çıkmıştık. Ardından gelen ikinci hikayede, ilk hikayeyi yazarken edindiğimiz tecrübeden yararlandık. Sonra fazla coştuk, üçüncü hikayeyi o kadar fazla kişiyle yazmış olmanın pek mantıklı olmadığını kavradık. Dört numarada öze dönüp, yine o ana kadar edindiğimiz birikimle ilk dev hikayemizi oluşturduk. Dördüncü hikayenin önbakışında da belirttiğim gibi, bu hikaye ise birbirimizin yazdıklarını görerek yazdığımız ilk hikayeydi. Dört numara kadar dev olsa da (658 kelime), bunda da hafif bir deneysellik, tam oturmamışlık göze çarpıyor. Ama bu o kadar da kötü bir şey değildi. Sona iyice yaklaştığımız o noktada , bu hikayeden edineceğimiz tecrübe, o sonraki ve son adım için çok değerli olacaktı...

------------------------

fragman
maersk



Hasta domuzcuk o gün çiftliğe gitmişti. Orada Çiftçi Bey ve Tekçi Hanım'la oturup çay içti. Kendisini çok iyi hissediyordu. Evet hissediyordu, yüzük yakınlarda olmalıydı. Hemen bir kuyumcuya gidip kuyum aldı. Çok korkmuştu.
Kuyumu aldığı gibi eve gitti. 7 adet kova çıkarıp kuyumları onlara dağıttı. Sonra Guuğhk'a dönüp sordu : "Birinci kovada, üçüncü kovadakiyle aynı miktarda kuyum var. İkinci kovada beşincidekinden 3 kg daha az kuyum var. Beşinci, altıncıdakinden 7 kg daha az olduğuna göre ve de üçüncü kovanın da altının delik olduğunu hesaba katarsak, buna göre benim adım ne oluyor?" Guuğhk koptu : "Ayy, Gülesim geldi!"
Kapıdan içeri gelen Gülesim ev ahalisini selamladı. Ev ahalisi "Nbr, asl?" dedi. Bu espriyi kendine yediremeyen Bay Ahali kustu. Onun bir "kus"a dönüşümünün hikayesi çok ilginçtir. Ama bilmiyorum. Çünkü hikayenin terlik haklarını mağara adamları çoktan almışlardı. Patentini almayı geç kaldığı için scootertini aldı. Ama mandalsche Regel'e göre iki mandal çiftleşince çamaşırlar kurur.
Gülesim'in cebinden çıkardığı sekiz tonluk pire de, bunun canlı bir kanıtıydı. Pire zıpladı ve yıldızlara doğru gözden kayboldu. Çünkü, Gülesim Bey'in gözündeki pırıltı ona eski bir anıyı hatırlatmıştı (Bkz. 2 nolu hikaye). Gülesim Bey can dostunu kaybetmişti. Domuzcuk onu teselli etmek için, daha o an, domuzlara özgü seslerle bir şarkı besteledi. Bu şarkıyla çocuğun defteri mahvoldu ve bir fincan kahve yere döküldü. Adam şaşırdı.
Gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Aslında faltaşı açılmayan bir taştır ama bu sihirliydi. O yüzden açıldı. Hep içine kapanık bir taş olan Bay Fal, içini psikolog salyangoza açtı. Salyangoz buzdolabından bir gazoz çıkarıp içti. Sonra geğirdi ve osurdu ve tırnaklarını yedi. Tırnaklarını yiyen salyangozların bunalıma girdikleri sadece bir rivayetten ibarettir. Bunu iplik böceğinin bilmesi çok gariptir.
Ama iplik böceğinin çok kültürlü bir yaşam formu olduğu hatırlandığında, aslında bunun o kadar garip olmadığı anlaşılabilir. Sonrasında ise köpekler içlerindeki güçle ağıt yakarlar. Ağıt cayır cayır yanarken çayırlardan gelen kompozisyon, Berlin Filarmoni Orkestrası'na dava açar: "Bunları sizin için açtım yavrum. Şimcik yapıveriririm mârı. Afiyetlen yersiniz." Orkestra şükranlarını göstermek amacıyla Beethoven'ın 31. senfonisinin Fransız varyasyonunu çaldı. Polis suçluların peşine düştü.
Suçluları peşin fiyatına taksitle almak isteyen polisler şiir yazmaya başladılar. "Ama Gaağhk!" diye kükredi fare. Fareden korkan kedi, pır diye uçuverdi. Bunun üzerine sıçmaya başlayan Cameron Diaz'ın fotoğrafı, bir dergiye kapak oldu. Kapak yuvarlanarak tenceresini bulmaya koyuldu.
Ancak bu çok düşük bir ihtimaldi. Çünkü tencere yarılan yerin dibine girmişti. Onu oradan çıkarmak imkansızdı. Aşırı derecede kas gücü gerekiyordu. O denli yoğun bir güç ise evrende dahi bulunmamaktaydı. Evren, Kenan'a baktı. Kenan da nane yiyip, anasına baktı. Beş dakika sonrasında, karşılıklı bakışmalar, yerini bakkal tahlilleri komisyonuna bıraktı. Komisyon teşekkür ederek, boş koltuğa oturup; kendi ekseni etrafında dönmeye başladı.
Eksen Radyo bu duruma çok bozuldu ve tamire gitmeye karar verdi. Sonra berbere gitti ve saçlarını kestirdi. Tam bir yaban domuzuna benzemişti. Fiyonk şeklindeki kuyruğunun etrafında fıldır fıldır dönmeye başladı. Ses hızını aşmış bir hızda, oracıkta osurmaya başladı. Ulusal bir anıt haline dönüşen domuz gözaltına alınarak görevini kirpik olarak sürdürmeye başladı. Kedicik pusuya yattı.
Pusu, yumuşaklığı ve sıcaklığıyla onu uykuya davet eder gibiydi. Kedi çok geçmeden mayışmaya başladı. Pusu gerçekten çok rahattı. Kedi, bir süre sonra uykuya daldı. Ancak Yasemin Dalkılıç'ın rekorunu geçemedi; egale bile edemedi. Kedicik vurgun yedi ve 80.000 m derinliğe gömüldü. Cenazesi zaten Teşvikiye camiinde kılınmıştı. Oradan geçen bir ıstakoz, son kozunu oynayarak bankayı soymaya kalkıştı. Banka cilveli hareketlerle soyundu.
Oynamakta olan istakoz, bankaya aşık olmuş gibiydi, ama banka'nın bir sevgilisi vardı bile. Tüm hayalleri suya düşen istakoz, hayallerini saç kurutma makinesiyle kuruttu. Kakaolu fındık parçacıkları bile bunun karşısında hayretlerini gizleyemedi. Gizlendiği yerden çıkan hayret, polisin emri üzerine üzerindeki her şeyi çıkardı. Polis bunun Normandiya çıkartması olduğunu sandığı için altına işedi.
Ancak altı değil, üstü başı sidik olmuştu. Altı, yediye doğru şüpheci gözlerle baktı. Yedi yemeğe gitti. Yemek hiç güzel olmamasına rağmen, yedi onu yedi. On, yedinin midesinde tango yapabilecek bir izmarit katkılı somon faresi bulmuştu. Fare hapşurdu. Sonra, ona başka hapşurların da olduğundan söz etti. Ancak on, vejetaryen olduğundan, lezzetli bir eti olan sözü yemedi. Maymun iştahlı asfalt çizgisi olduğu yerden havalandı ve semalarda kayboldu. Pire, onu bir süre izledi.

Hiç yorum yok: