Kahpe Papağan Satınca Hikayeleri #5

Önbakış: Erdem'e kendine gelmesi için yeterli zamanı verdikten sonra tekrardan ayar çekme işine dönmüştüm. Bu sefer kullandığım malzeme ise neredeyse şu satırları bir undead olarak yazmama neden olacak türden bir teşebbüstü. Hikayeye daha en baştan haşin bir şekilde girmem bu olayın bende yarattıklarının bir sıçavurumu olsa gerektir. Diğer yandan bu ayar sekansı da yavaştan bendeki miyadını doldurmaktaydı. Erdem'e kısa ve acısız bir ölüm bahşetmem de bunun başlıca göstergelerinden biri. Tabi sonrasında olanlarla ve sürpriz finaliyle hikayenin beni bile şimdi okurken vurduğunu söyleyebilirim.
"Kafan çok güzelmiş canım, güle güle kullan."  

------------------------



Plastik bardaktaki kaynar Caffé Mélange’yi doğruca arkadaşının kafasından aşağıya boşalttı. Çocuğun dehşet dolu çığlıkları bulundukları salon içinde yankılanırken o, hiç oralı olmadı bile. Tekrar işinin başına döndü. O ana kadar yazdıklarını şöyle bir gözden geçirip yeni şeyler yazmaya koyuldu. Ama konsantre olamıyordu. Bunda halen avaz avaz bağırmakta olan, kafasından aşağı kahve boşalttığı çocuğun payı olabilir miydi? Buna kesin bir çözüm getirmek için yavaşça sandalyesinden kalktı. Kalemi hala elindeydi.
Onun kalktığını gören çocuk bağırmayı biraz olsun kesti. Bunda haklıydı, çünkü karşısında dikilen kara figür oldukça tehditkâr gözüküyordu. Dudağının köşesinde ufak bir tebessümle ona bakıyordu. Kara figür, çocuğun kanının donmasına neden olacak bir tonla konuştu:
“Hatırlar mısın; hani bir kere neredeyse boğazıma bir Rotring saplıyordun?” Elinde tuttuğu kalemi çocuğa göstererek sırıttı. Çocuğun gözlerindeki dehşet açıkça görülüyordu. “Korkma,” dedi ona sahte bir şevkâtle, “Senin için daha iyi planlarım…” Kafasına saplanan bir ok lafını bitiremeden kesmesine sebep oldu. Sadece lafı kesildi, hâlâ ayakta duruyordu. Çocuk ise şaşkındı, ne olduğuna anlam veremedi. Başını sağa çevirdiğinde salonun pencere pervazında bir başka figürü zar zor seçti. Gecenin karanlığında zor ayırt edilen bu figür onun gördüğü son şey oldu. Bir başka ok onun kafasını delip geçerken, kafasına ok geçmiş kara figür hâla ayakta durmaktaydı.
Suret, gecenin karanlığından çıkıp mum ışıklarıyla aydınlanmış salona atladı. Pencere, salonun mermer zemininden altı adam boyu kadar yukarıdaydı, ama bu, suret için bir sorun teşkil etmemişti. Kukuletasının altından salona kısaca bir göz attı. Ağır adımlarla kafasına ok geçmiş kara figüre doğru ilerledi. Onu bir süre süzdükten sonra konuştu: “Uzun zaman oldu. Son gördüğümden bu yana, biraz değişmişsin. Hmm… Ne hoş bir aksesuar bu!” Adamın kafasına geçmiş oka bakarak sırıttı. “Ne yaptın bana?” dedi adam dişlerinin arasından zar zor. “Seni cazibemin büyüsüne teslim ettim.” dedi suret cilveli bir tonla, hafif de kırıtarak; sonra kısa bir kahkaha attı. “Kaltak!” dedi kısmen donmuş kara figür tıslayarak. Karşısındaki dişi suret bunu duyunca en az onun kadar taş kesildi. Bir anlık duraksamanın ardından, yeşil gözleri yaşlarla doldu. Damlalar yanaklarından süzülürken, o da hıçkırıklarla figürün önünde dizleri üzerine çöktü:

“Ama ben seni sevmiştim…”

Hiç yorum yok: