Önbakış: Ve işte yeni bir başlangıç, yani mecralar... Erdem’in satışından sonra yazdığım bu hikaye aslında ”Kahpe Papağan Satınca” Hikayeleri altında yazılmamış olsa da, bir giriş niteliğinde olduğundan KPS serisinin bir parçası olarak değerlendirmek mümkün. Bu hikaye ile birlikte format da FRA-MA Project’e göre hayli değişiyor. Her ne kadar, aralarda eski hikayeleri anımsatan öğelere, karakterlere yer vermiş olsam da, bu ve bundan sonraki hikayeler bir bütünlüğe sahip. Malum, yegane amaç Erdem’e giydirmek olunca saçmalama dozajını biraz azalttım. Gerçi işin daha başında, uzayın derinliklerine doğru akan yazılarına kadar bir Star Wars havası yaratmaya çalışmam bu durumun şaibeli gözükmesine yol açsa da, yine de hikayeler eskisine göre daha “mantıklı”.
Bu hikayenin yazım sürecini hiç saklamadığım, tersine gözüne gözüne soktuğum için, pek sevgili Erdem bir noktada konuk yazar olarak katılmaya karar verdi. Ama bu sular onun için fazla tehlikeliydi. Nitekim üç paragraftan sonra pes etmek zorunda kaldı. Tabi bir diğer önemli nokta da, hikayenin sonlarında Rahmi arkadaşımı, yapmaya kalkıştığı bir haşarılık yüzünden malzeme olarak kullanmam oldu.
------------------------
saman içinde, guuhklar
tellal iken, pireler berber
iken, novandaz anasının
beşiğini tıngır mıngır
sallar iken;
Galaktik Senato’da
huzursuzluk çok ciddi
boyutlara ulaşmıştı.
Saleen’deki pasifik ve turuncu tahta süngerlerinin galaktik cumhuriyetten ayrılıp; kendi bağımsızlıklarını ilan etmelerinden sonra yaşanan kargaşayı bastırmak için görevlendirilen pire şövalyeleri, karşılarında Darth Sirius Uzay ve Ufo Araştırma Merkezi komutasındaki bith lordları bulmuşlardı. Aptal van Çelebi önderliğindeki pireleri ise bu zorlu görevde büyük zorluklar beklemekteydi.
“Ne var general?”
“Korkarım yolumuzda büyük bir Erdem var. Ama henüz bizi fark etmemiş gibi gözüküyor.”
“Lanet olsun!”
Yaşlı adamın kırış kırış olan alnı daha da kırıştı. Şimdi düşünceli düşünceli yakındaki bir nebulaya bakıyordu. General, onun aklından neler geçtiğini merak etti. O sırada adam ağır ağır konuştu:
“Buraklar’ı ateşleyin...”
Generalin gözleri açıldı.
“Efendim, Burak mı dediniz?”
Adam “Evet” manasında kafasını hareket ettirdi.
“Ama efendim, onlar daha prototi..”
“Öyleyse, işe yarar olup olmadıklarını anlama zamanı geldi. Burakları doğruca Erdem’in kafasına yollayın. Kulaklığını yok edebilirsek; sonrasını zaten kolayca hallederiz.”
General selam verip, odadan çıktı ve doğruca komuta merkezine gitti.
“Bütün Burakları hazırlayın. Hedef Erdem.”
“Al birini, vur ötekine haa?” diye sırıttı yüksek rütbede bir asker.
“Aynen öyle. Şimdi kaldırın o lanet olası beyaz kıçlarınızı ve işe koyulun.”
Askerler MEF okullarını sonlandırıp, koşuşturmaya başladılar. Tüm bunlar yaşanırken Erdem devasa ağzını açmıştı. Besbelli ki üzerine gelmekte olan gemiyi fark etmişti. Gitgide yüzü ekşidi. Gemi personeli, onun 24 exametre ene ve 51 exametreboya sahip olan (1 exametre = 10^18 metre) yüzündeki her kasın seyirdiğine tanık oldu. Ardından, dudaklarını sıkı sıkı kapayışına, korkunç bir hacim içeren devasa ağzının ciğerlerinden gelen atomik havayla doluşuna ve akabinde dudakların aralanmasıyla birlikte bir “BÖÖ” koyverişine:
“BÖÖÖÖ.”
General, Erdem’in ağzının aldığı bu son hali görünce bağırdı:
“DERHAL NÖTRON KALKANLARINI AÇIIIN!”
Bir kaç saniye sonra neyin olacağını biliyordu. Şansa bunu onun dışında bilenler de vardı. Köprü şefi bir emir beklemeden, direkt nötron kalkanlarını aktif hale getirmeye koyulmuştu. Bu eylemi, sonraları onun sonucu olarak galaktik konsey nişanı ile ödüllendirileceğini bilmeden yaptığı bir refleksten ibaretti. Yine de kalkanlar gemiyi tam çevirmeden BÖÖ dalgası aradaki 200 exametrelik yolu kat etti ve gemiye çarptı. Gemi şiddetle savruldu, galaksi yerinden oynadı. Dalganın yolundaki bir kaç yıldız sistemi, toz zerreciklerine bölündü.
BÖÖ Dalgası; bilinen en ölümcül oluşum...
Karadeliklerin daima var olan en tehlikeli şeyler oldukları düşünülmüştü. Ta ki 32 peridermik uzay yılı öncesinde bir felaket yaşanana kadar:
Bir Erdem’in büyük bir karadeliğin çekimine girdiği anlaşılmıştı. Bir çok araştırmacı bu enteresan olayı izlemek için çabalıyordu. Karadelik, Erdem’i yutmadan önce, Erdem bir BÖÖ yaptı. Bir saniyede 5000 ışık yıllık mesafe kat edebilen bu dalga bile, Erdem’in ağzından çıktığı anda deliğin çekimine kapıldı ve bir miktar yol aldıktan sonra, dönüp hızla karadeliğe çarptı. Karadelik ve dalga bir arada infilak ettiler. Karadelik, oluştuğundan o yana yuttuğu her şeyi bir anda kustu. 5,6 astra boyutluk bir alan harap oldu. Bu faciada 178 trilyarın üzerinde canlının yok olduğu tahmin edildi...
“Lanet olsun General! Sektör 2’den hiçbir yanıt alamıyoruz!” O sırada camdan, Sektör 2’nin de içinde bulunduğu yedek enerji ünitesinin gemiden bağımsız bir şekilde uzaklaştığını gördüler ve bir müddet sonra şiddetli bir patlamayla küçük parçalara ayrılışını...
General, üzüntüyle boynunu eğdi, birkaç kişi çığlıklarını ve göz yaşlarını tutamadılar. Sonra general, ağır ve derinden bir sesle konuştu:
“Şu Burakları derhal şu lanet olasının kafasına geçirin!”
Bu sırada Erdem, yaptığı işten son derece memnunmuşçasına , kafasını bir aşağı bir yukarı sallamakla meşguldü. 5 Burak, BÖÖ kadar hızlı olmasalar da, saniyede 3000 ışık yıllık hızla, Erdem’in kafasına çarptılar. Biri dudaklarının arasından doğruca ağzına girdi. Erdem ne olduğunu anlamadan çevresine bakındı. Birden acıyla yüzü buruştu ve kafasının dört bir yanından lazer izotopları çıktı. Acıyla ellerini kollarını sallarken, birkaç nebula birbirine karıştı. Sonrasında Erdem içinde yer alan bir merkez tarafından çekiliyorcasına büzüşmeye başladı. Küçülüşü devam ettikçe, yüzüne daha korkulu bir ifade yerleşiyordu. Ağzı açıktı, ama hiçbir ses çıkaramıyordu. Birkaç BÖÖ girişiminde bulundu, fakat o da nafileydi. Koskoca Erdem kudretli bir gümbürtüyle yok oldu.
Yok olan Erdem’in içinden çıkan saç tokaları uzayın derinliklerinde yol alıyorken, Aras adında bir sivrisinek olay mahalline vardı.
Bu sinek güçlü mü güçlü, heybetli mi heybetliydi. Bir çok toplum tarafından tapınılıp, çok sevilen bir ilahtı. Şimdi ise mutlu mutlu uçuyordu. Kendisini hapseden şapşal Erdem yok olmuştu nihayet.
Ancak bu salak sivrisinek kısa süre sonra bir sineklik tarafından duvara yapışacağını bilmiyordu. Aniden korkunç bir hızla sineklik ve duvar arasında ezilmiş, saha sersemlemeye bile vakit bulamamıştı.
Uzayın ortasında bir anda var olan sineklik ve duvar üzerinde fazla düşünmedi. Gitgide üzerine daha güçlü bastıran sineklik karşısındaki öfkesi parladı. Düşüncelerinin oluşturduğu kutsal bir ışık perdesi altında gerçek formuna dönüştü:
Devasa bir ejderha...
Ejderhanın pulları altındandı ve kanatları vücudunun iki yanında toplanmıştı. Kaslı kollarıyla sinekliği bir hamlede paramparça etti. Ardından zaferini ilan eden güçlü bir nara attı.
Narayı duyan Kubilig parçalanan sinekliğini fark etti ve büyük bir hışımla ejderhayı azarlamaya başladı. O sineklik amcasının oğlunun dayısının büyük büyük babasından kalmıştı. Bu yüzden büyük bir üzüntüyle iç geçirdi ve sonra elini yumruk yapıp ejderhanın göğsüne geçirdi, ta ki kulak memesi kıvamına gelene kadar.
Ejderha, Kubilig’in raporlu bir akıl hastası olduğunu biliyordu. O yüzden Kubilig’e merhamet etti ve güçlüce üfledi. Kubilig uzayın derinliklerine doğru fırladı.
Kadim ejderha uzayda yaşananlardan sıkılmaya başlamıştı ve artık herhangi bir gezegene gitmek gerektiğini düşündü. Bir süre kararsız şekilde, öylece durdu. Sonra aklına parlak bir fikir geldi:
Şişko, kötü kalpli trol Rahmi’yi şamaroğlanı etmeyeli uzun zaman olmuştu.
Haince sırıttı, gözleri parladı ve son sürat onun yaşadığı gezegene doğru yola çıktı. Çok mutluydu gerçekten de.
“Önce Erdem, şimdi Deli Rahmi, acaba sonrasında ne var?” dedi, kendi kendine. 3,5 nak* sonra, Rahmi’nin de yaşadığı Veldin gezegenine vardı. Rahmi’nin yaşadığı bölgeye vardığında, onu bulması zor olmadı. Koca göbeği, kusmuk yeşili rengiyle bin metre yukarıdan bile görünüyordu. O sırada nereden bulduğu belli olmayan bir televizyon ve Play Station 2 ile meşguldü. PS2’yi televizyona bağlamaya çalışıyordu, ama zeka seviyesi buna el vermiyordu. Yüzünde aptal bir ifade yer etmişti ve anlamı olmayan kabaca sesler çıkarıyordu. Aras’ı gördüğünde dili tutuldu. Zekası ancak buna müsade ediyordu. Hareket edemedi, öylece kalakaldı. Aras, Rahmi’nin kafasına bir tane indirdi. Rahmi’nin kafatasının içinde bir şeyin fırladığı duyuldu. İçinde bulundukları vadi bu sesle yankılandı. Yakındaki bir dağın zirvesinden koca bir kar kütlesi koptu, büyük bir çığa yol açtı...
Rahmi’nin beyni kafasının içinde yer alan boşluğun yirmide birini dolduruyordu. Aras, bir kaç defa Rahmi’yi Galaksi Filarmoni Orkestrası’na vurmalı çalgı olarak kiralamıştı, ama son seferde nasıl olduysa Rahmi, kurtulmayı başarmış ve orkestranın üflemeli çalgılar bölümünde üç kişiyi midesine indirmiş, ardından da seyircilerin üstüne kusmuştu. Aras, bu olaydan sonra Rahmi’yi, Veldin’deki Puramot Vadisi’ne getirmişti. Bu vadiden çıkış imkansızdı, çünkü onu çevreleyen Puramot Orman’ı nice tehlikeler içeriyordu. Aynı zamanda bu vadi çiftleşme dönemi gelen erkek torkslar* için sıkça ziyaret edilen bir mekandı. Rahmi onları pek bir sevmişti. Bu yüzden ilk bahar aylarını iple çekiyor, torksları dört gözle bekliyordu. Hatta torks sürüsünün liderinden çok hoşlanmıştı. İri mi iri, güçlü mü güçlü, yorulmak nedir bilmez bu torks, Rahmi için daima en hayranlık uyandırıcısı olmuştu. Performansı, Rahmi için fevkaladeydi. Sahip olduğu beyinle, bu kadarını düşünebiliyordu, ama yine de zorluk çekiyordu biraz.
Bir çatırtı duyuldu. Varlık düzlemi birbirine girdi. Yaşananlar bu şekilde anlatıldı...
_______________________________________________________________
Nak: Galaksi genelinde kullanılan saat birimi. 1 nak, dünya saatiyle 1 saat 23 dakika 52 saniyedir. 33 nak, pronya adı verilen bir galaksi günüdür. Bu değerler, Samandere Galaksisi baz alınarak ayarlanmıştır.
Torks: Dünya gezegeninde yaşayan “ayı” adlı canlıya benzeyen bir yaşam formu. Altı adet ayağı olması dışında, ayılardan en az beş kat büyüklerdir. Torkslar ömürleri boyunca üç kere mutasyona uğrarlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder