Kahpe Papağan Satınca Hikayeleri #2

Önbakış: Erdem’in satışından sonra yazdığım ilk “Kahpe Papağan Satınca” hikayesinin dünya çapında yarattığı yankılar dinmeden, ikincisi için kolları sıvadım. Bu arada belirtmeliyim ki, birkaç ünlü yayınevinin birçoklarının son derece makul bulacakları tekliflerini de geri çevirdim. Neyse...
Yanılmıyorsam boş bir ders esnasında kantinin üst katında oturmaktaydım. Zaten “kantinin kapısındaki karizma müsfettesi” o anda bulunduğum yere dair yeterince ipucu veriyor. Yazmaya başlarken kısa bir ilham sorunu (galiba yarım saat kadar) yaşamış olsam da, bu durum sonucu etkilemedi...


------------------------



Nasıl başlasam, diye düşünüyordu; “Anlatmaya nasıl başlasam?”. Kafası karman çormandı; son yarım saat içinde her şey allak bullak olmuştu. Bunun sorumlusu olan duvar saatine karşı büyük bir öfke duyuyordu şimdi. Kantinin kapısındaki karizma müsfettesine kısa bir trip attı ve ormanı dinlemeye koyuldu. Biri ona fısıltıyla, benimle yürü küçük çocuğum, diyordu. Şaşırdı, garip garip etrafına bakındı bir şey görmeyi umarak, ama arayışı sonuçsuz kaldı. Gaipten bir ses duymuştu ve sesin ona ne demek istediğini de anlamamıştı. Sandalyesinden kalktı ve ormana doğru yürümeye başladı. Çökmekte olan gecenin loşluğunda orman çok tehditkar gözüküyordu, ama o hayatı boyunca her türlü tehdite gözlerini yummuştu. Bu yüzden ormanın daha da kararan silueti ona bir anlam ifade etmedi. Emin adımlarla ormana giren patikayı takip etti. Bir süre sonra patika tamamen silikleşti ve önünde yol namına hiçbir şey göremez oldu. Duraksadı ve çevresine göz attı. Dört bir yanında kocaman ağaçlar vardı. Çok uzun yıllar boyunca bu toprakların gözcüleri oldukları her hallerinden belliydi. Ve kim bilir daha ne kadar buralarda varlıklarını sürdüreceklerdi...
Ağaçların ihtişamına dalıp gitmişken, uzaklardan gelen belli belirsiz bir ses, dikkatini o yöne yoğunlaştırmasına neden oldu. Önce bir ordunun yaklaşmakta olduğunu sandı. Fakat sonra bu sesin suya ait olduğunu anladı. Muhtemelen bir şelalenin sesiydi. Fazla uzakta olamazdı.
Hemen sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Heyecanlanmıştı, mutluğun yanında tedirginlik de duyuyordu. Bir süre gittikten sonra aniden durdu. Garip bir şey fark etmişti. Şelalenin sesi giderek azalıyordu. Durduğu yerde kendi ekseni etrafında bir tur attı. Yanılması imkansızdı, ses düpedüz onun ilerlemekte olduğu yönden geliyordu. Ama o yöne doğru ilerledikçe sesin azalmasının hiçbir mantıklı açıklaması olamazdı. Bölgenin sade coğrafyasını aklından geçirdi. Bir şekilde yankılanmaya sebep olabilecek bir yer şekli yoktu, ne herhangi bir dağ, ne de bir vadi...
Sese arkasını dönüp geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Sesin giderek artması onu pek şaşırtmadı. Yine durdu. Bir süre hareketsizce dikildikten sonra, bir hışımla tekrar sesin kaynağına doğru döndü ve koşmaya başladı. Hızı giderek artıyor, duyduğu sesin şiddeti ise giderek azalıyordu. Orman çok sık olmasına rağmen garip bir şekilde koştuğu yönde tek bir ağaç bile çıkmıyordu karşısına.
Ses, her adımında daha da azaldı; ta ki duyulmayana dek, ama o koşmaya devam etti...

Hiç yorum yok: