Kahpe Papağan Satınca

Önbakış: “Kahpe papağan satınca” adı altında yazdığım ilk hikaye. Fazlasıyla deneysel. Adı haricinde ne Erdem’e ne de onun satışına dair net bir şey barındırmıyor. Belki son cümle, biraz. Onun dışında bir bocalama döneminden geçtiğim, Erdem’in beni sırtımdan vuruşunun etkilerini hala yoğun bir şekilde üzerimde hissettiğim, hikayedeki her cümleden anlaşılabiliyor. Yaa, işte bu şartlar altında yazdım ben bu satırları...

------------------------


Kişiliğinden şüphe ederek, dört bir yanını taradı. Ancak kayda değer hiçbir şey göremedi. Tekrar yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Bir şey duyduğunu sanmıştı.
Devasa salonun girişine geldiğinde ışık gözlerini kamaştırdı. Sol elini kaldırarak gözlerine siper etti. Kısa bir süre sonra, gözleri ışığa alıştığında bütün salonu boydan boya süzdü. Ortadaki mermer sütun dışında yoluna çıkabilecek tek bir engel yoktu. Hedefi de ortada duran mermer sütunun üzerindeydi zaten. Derin bir şekilde iç çekti. Çantasını bir çırpıda yere attı ve içindeki son meşaleyi de yaktı. Alevin biraz güçlenmesini bekledi. Sonra meşaleyi yavaşça yere bıraktı.
Salona ilk adımını attığında içeriyi dolduran ışıkta bir dalgalanma oldu. Tedirgin ve kaderine lanet eder bir şekilde mermer sütunun üzerindeki kristal küreye baktı, ışığın merkezine. İkinci adımını attığında içindeki şüpheyi büyük bir rahatlık aldı. Tekrar yürümeye başladı. Salonun ortasına geldiğinde, göz kamaştırıcı güzelliğe tiksinti dolu kısa bir bakış attı ve hiç duraksamadan yoluna devam etti. Kristal küre omuz hizasına geliyordu. Ayrıca bembeyaz mermer sütunu saran, altından bir sarmaşık vardı.
Salonun sonundaki duvara dek yürüdü. Arkasını döndüğünde ne denli zor bir şeyi yapmak üzere olduğunu fark etti. Bir an her şeyi olduğu gibi bırakıp, kaçıp kurtulmak istedi, ama o noktadan sonra geri dönüşün olmadığını acı acı hatırladı. Salona girmiş olduğu kapıda bıraktığı meşaleye göz attı. Titrek alev küçülüyor gibiydi. Korkuya kapıldı; başaramayacaığını, başarısızlığının nelere mal olacağını düşünerek irkildi. Sonrasında içten gelen bir öfke tüm duygularının önüne geçti. Başaracaktı, biliyordu. Yere bıraktığı meşalenin alevi de canlanmıştı. Onu çağırıyordu. Gülümsedi ve koşmaya başladı; gözlerini küreden ayırmıyordu. Hızlandı, hızlandı... Ta ki kasları acıdan yanmaya başlayana dek. Hiç o kadar hızlı koşmamıştı. Hedefine on adım kala sağ dirseğini kaldırdı ve iyice küreye odaklandı. Mermer sütunun solundan teğet geçerken, dirseğiyle kristal küreye vurdu. Bir an, kürenin durduğu yerden ayrılmamak için koyduğu direnci hissetti kolunda, sonrasında da bu direnç duvarının yıkılışını ve kürenin oturduğu yerden fırlayışını. Çok hızlı koştuğu için daha havadayken kürenin önüne geçmişti. Yeni hedefine, bıraktığı yanan meşaleye doğru yavaşlamadan koşmaya devam etti. Daha önünde bulunan uzun mesafeyi görünce korktu. Arkasında hala düşmekte olan küreyi hayal etti. Yukarıya, işlemeli tavana baktığında gölgelerin düşen kürenin hareketine göre nasıl değişmekte olduklarını gördü. Daha ne kadar süreceğini merak ettiği sırada kürenin binlerce parçaya ayrılışını işitti. Zemin adeta titremişti. Parçacıkların çıkardığı şıngırtılar tüm salonda yankılandı. Ardından içeriyi dolduran ışık salonun duvarlarından başlayarak çekilmeye başladı. Tekrar başaramayacağını düşündü, ardından zifiri karanlığın kovaladığı ışık perdesi içinden geçerken. Karanlığa doğru koşmanın ahmaklık olduğunu düşündü. Işık bile kaçıyordu ondan. Sonra karşıda meşalesinin soluk ışığını gördü. Giderek daha yakınlaşıyordu. Fazla mesafe kalmamıştı aralarında. Karanlığın onu geriye çektiğini hissetti havaya zıplarken. Gözlerini kapadı. Havada kaldığı süre ona saatler gibi geldi. Birden sert zemine düştü. Sol dizi sızlıyordu. Gözlerini hala açmamıştı, açmaya çekiniyordu. Bunun bir şeyi değiştirmeyeceğini düşünerek cesaretini topladı ve gözlerini açtı. Bir yerde soluk bir ışık vardı. Başaramadığını sandı, ama karanlık hala onu kaplamamıştı. Arkasını döndüğünde, yerde karşısında duran meşaleyi gördü. Meşalenin ışığı salonun girişinden öteye gidemiyordu. Asla aydınlatılamaz olan karanlığa baktı ve şen bir kahkaha attı. Başarmıştı. Ayağa kalktı ve üstünü silkelemeye başladı. Birden durdu. “Saçma bir şeyler var,” dedi şüpheyle, “daha önce hiç böyle olmamıştı...”
Çantasından bir adet açmayla ayran çıkardı ve tıkınmaya başladı.

Hiç yorum yok: